Bu da mı geçer(!)

 

    

 Geçenlerde psikologumla şu konuyu konuştuk. Hayatımda özellikle çok önemli diyebileceğim bir şeyler hep çok zor oluyor. Olunca çok güzel oluyor olmasına ama gerçekleşinceye dek ben de canımdan beziyorum. Bu sadece benim tespitim değil, ailem, eski eşim, yeğenlerim hep farkında bu durumun.

    Örneğin, ortaokulda çok çalışıp iyi bir anadolu lisesini(o zamanlar eğitim kalitesi çok iyi okullardı) düşük bir puanla kaçırmış, çok üzülmüş ve bir hafta düz liseye gitmiştim, sonrasında tercih ettiğim anadolu lisesi yeni binasına taşınmış ve ek kontenjan açmış, ben de o kontenjanla girebilmiştim.

    Bir diğer örnek, üniversiteden mezun olup stajım bittikten sonra tercih yapıp atanmıştım ve benle aynı zamanda atanan bir arkadaşım bir ay sonra işe başlamış ama ben 7 ay beklemiştim ve o dönem parasızlık çekip babamla papaz olmuştum. Babam artık atandığıma inanmıyordu.

    Bazılarına bakıyorum (onların da başka problemleri var ama deme zira hiç olmayabiliyor) o kadar hayatları yolunda ki... Dünyanın en bilinen firmalarından birinde staja başlayıvermiş, sonrasında iş teklifini alıvermiş. Bir başkası, hayatının en güzel evliliğini yapmış, çoluk çocuğuyla mutlu mesut geçinip gidiyor. Bir üçüncüsü, dünyayı geziyor, bizlere hayatın güzelliğini övüyor, bir ev alıp senelerce kredisini ödeyeceğine, dünyayı gezip tecrübesine tecrübe kattığını söylüyor. 

    O anlarda, şu koca dünyaya bir ben mi sığamadım, bende mi problem, diye düşünüyorum. Galiba şu anda benzer bir süreçteyim ve umarım bu süreç güzel bir şeylerin gerçekleşmesine vesile olur. Ama bazen bu süreçte o kadar çok yıpranıyorum ki artık ikrah geliyor gerçekten. Güzel olacak olan şey gerçekleştiğinde de bu kadar yıpratmasına değdi mi yani, ne öğrenmiş oldum bu süreçte, sabır bana ne kattı gerçekten? Hatta şu an öyle bir süreçten geçiyorum ki, sürekli olarak koca bir fiyaskoymuşum; elimi attığım her dal bir bir kuruyup dökülüyor gibi hissediyorum. Hani bu dünya hayatı bir sınavdı ve bana  bir şey katmalıydı ya? 

    Mesela bir örnek vereyim, geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye'ye geldiğimde, Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nda çalışan arkadaşım Bakanlık watsapp gruplarında avukat alımı yapacaklarını ve istifa etmiş memurların da başvurabileceğini yazdıklarını söyledi. Emin olmak için "Araştırır mısın KPSS vs istiyorlar mı?" diye özellikle sordurdum. Sordu, soruşturdu ve "Yok, hiç başka bir şey istemiyorlar, Ağustos sonuna kadar bi kaç belgeyi göndermen gerekiyormuş." dedi. Aradan bir kaç gün geçmeden ilanı kapattıklarını söylemişler. Arkadaş panik olmuş ve hemen birileriyle iletişime geçti, "Hemen belgelerini göndersin. Bakana ileteceğiz isimleri." demişler. Hemen alelacele bir başvuru yaptım. Sonrasında İngiltere'ye döndüm. 

    Aradan biraz zaman geçtikten sonra, Genel müdürle görüştürmek için arkadaş vasıtasıyla beni aramışlar ve ben Genel Müdürle mülakat tarzında konuştum. Zaten onların bakanlığıyla daha önce çalışmıştım, iş niteliğini vs her şeye hakimdim ve görüşme iyi geçti. Bir kaç gün sonra beni aradılar, "Tamam, oldu sizin iş, siz açıktan atama olacağınız için diğerlerinden daha kısa sürede sizin atamanızı yapacağız, kendinizi hazırlayın, bir ay içinde olur sizin işe başlamanız." dediler. İçimi büyük bir heyecan kapladı. Bir ay içinde taşınacak olmam dolayısıyla evimdeki kiracımı çıkardım, yakın olduğum bi kaç kişiye söyledim, ailem ve arkadaşlarım ben geleceğim için çok mutlu oldu. Sonunda ex-karımdan kurtulabilecektim. Sırf bunun için bile çok mutlu olmuştum.

    Aradan bir hafta geçti, "Ya kusura bakmayın, sizin iş olamıyor, Bakandan sizin adınızı geçiremedik." dediler. Tabi ben bir şok oldum önce. "Nasıl yani, bunun araştırması yapılmadan mı ilana çıkıldı, benim ismim bakana sunulmuştu?", dediğimde tabi ki bir cevap alamadım. Klasik: "Siz çok iyi bir adaydınız, sizi ilk alımda yeniden düşüneceğiz." vs gibi boş vaatlerle telefonu kapattım.  

    Diğer bir örnek... Kendilerini yirmi yıldır tanıdığını, çok iyi bir büro olduklarını, yanlarında otuz kırk kişi çalıştırdıklarını, işi de iyi öğreteceklerini söyleyen bir arkadaş vasıtasıyla bir avukat bürosuyla görüşmeye gittim İngiltere'de. Aldığım cevap, klasik, "Bizim şu an yanımızda çalışan Türk avukat bir kız var ve şu an ihtiyacımız yok, ama seni gönüllü olarak alabiliriz, ama şu anda ofisimizde oturacak yer yok tadilat dolayısıyla, Ekim'de bi daha arayın, o zaman konuşalım." diye cevap verdiler. 

    Ama özellikle mülakat esnasında: "İyi kazanan bir avukatmışsınız, neden İngiltere'ye geldiniz?" diye sorduklarında "Çünkü psikopat narsist karım şu an bir elinde cımbız bir elinde ayna hayatını yaşarken, benim hayatımı s.kti attı." diyemediğim için "Eşimin eğitimi için geldim." dedim.

    Burada yazdığım sadece bir kaç örnek... Kısacası bazen hayatta bir şeyler o kadar güzel olmaz ki ancak bu kadar güzel olmayabilirdi(!), dersiniz ve hayat sabırlı olmayı ve ömrümüz sanki ortalama 60-70 yıl değilmiş gibi tevekkül içinde beklemeyi öğretir size. Ben o beklemeleri sikeyim.  

    Tünelin sonunda ışık var mıdır? Belirsiz. Artık zaten güzel bir şey olabileceğine inancım da yok. Olacaksa da artık ne kadar keyif alırım onu da bilemem.


"ben bu dünyanın devr-i devranını, izzet-i nefsini sikeyim,
yansın bu ibneler su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim,"

Bu da mı geçer(!) Bu da mı geçer(!) Reviewed by Bu saatte nerden geldiyse on Perşembe, Eylül 03, 2026 Rating: 5

5 yorum:

  1. Firavun'un hayatı boyunca bir defa başı bile ağrımamış. Oysa peygamberlerin hayatları ne zorluklar içinde geçmiş. Bunun bir anlamı olmalı. En sevdiklerini en zor sınavlara tabi tutuyor :) En parlak öğrencilere de en zor sorular sorulmaz mı:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah'a isyan etmek istemiyorum ama kendime eskiden bunu söylerdim hep. artık yaş aldıkça buna inanamıyorum, gerçekten öyle midir?

      Sil
    2. Şüphesiz öyle :)

      Sil
  2. Bu da mı geçer? demişsin de insanoğlunun başına neler neler geliyor da neleri neleri atlatıyor. Elbet bunlarda geçecek ama öyle ama böyle. Önemli olan en az hasarla çıkmak sözde ne kadar kolay olsa da gerçekte o kadar zor oluyor olsa da. Biz ne yapsak ne etsek neyi planlarsak planlayalım her şey bir noktada olacağına varıyor. Kader dersek olayı basitleştirip, sıyrılmış suçu bir yerlere atmış oluruz. İnsan kendi kaderini kendisi yazıyor, kendi seçimlerimizi kendimiz yapıyoruz. O yüzden olacağına varırken! olacak olanı iyi hesaplamak lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili OGB: 1.Son dönemde benim yazılarıma bir tepki ile yorum yazdığını hissediyorum. Yaptığım seçimler dolayısıyla beni suçlar mahiyette yorumlar ve alt metin seziyorum yorumlarında. Yazdıklarım seni rahatsız ediyorsa okumayabilirsin.

      2.Suçu sadece kadere atmıyorum elbette ama hırsızın hiç mi suçu yok? Bazen bazı şeyleri istediğin kadar hesapla, enine boyuna düşün hesapladığın gibi olmuyor, kader ve imtihan boyutu burada devreye giriyor. Bu boyut olmasaydı insanlığın yaptığı o muhteşem hatalar ortaya çıkmazdı. Hesaplamayan bir insan olmadım hiç zira. Böyle olacağını bilsem zaten hiç bir adımı atmazdım. Ama keşke demek elime bir şey geçirmiyor. Bu yazıda anlatmaya çalıştığım bu zaten. Sadece telafi etmeye ve ayakta kalmaya çalışıyorum. Ve emin ol hiç kolay değil.

      3.Dersen ki zaten görünen köy kılavuz istemez, en başta hiç evlenmeyecektin! Kendimce bir çok sebebim vardı ve hadi ben LGBT bireyi olarak evlenmeye karar verdim ve evlendim ettim, hata yaptım ve haklısın diyelim. Peki onca straight insanın boşanmasına ne diyeceksin bu durumda? Onların da mı hepsi LGBT bireyi olduğu için boşandı, sıkıntılar yaşadı, depresyona girdi, bir çok sıkıntılara düştü, hepsi mi hesaplamadan etmeden evlendi? O kadar da mantıklı ve duygusal davranmadan evlendim, ama karşıma çıkan insanın sosyopat bir nasist olacağını, beni hayatımdan bir şekilde izole edeceğini ve bir uçuruma sürükleyeceğini nasıl öngörebilirdim, zira evlenmeden önce öyle bir tarafı olduğunu hiç hissettirmedi. Hissetsem zaten evlenmezdim.

      4.Son olarak da kimse kimsenin yargılayıcısı değil, beni kınayan benim gömleğimi giysin demiş eskiler. Ben de eskiden bir çok kez birilerini yargıladım ve belki de onun ceremesini çekiyorum şu anda ve bana bir çok farkındalık da kazandırdı bu durum. Buna susmak ve Allah'a havale etmek dahil. Sınanmamışlığın kibri diye bir söylem çıktı son zamanlarda. Duymuşsundur eminim. Üzerine düşünmeye değer bir tanım bence.

      Kimsenin sonuçlarını ve geleceği öngöremediğim tercihlerim ve seçimlerim için beni yargılamaya hakkı yok.

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.